İLKEL, VAHŞİ KAPİTALİZM ÖLDÜRÜR




            Sigara paketlerinin üzerine öldürün diye yazmasını biliyorlar da, dumansız hava sahası sadece sigara içilmemesiyle olmuyor. Dumansız hava sahası için, soluduğumuz havanın da temiz olması gerekiyor, vatandaşa ucuz kömür vererek havayı kirletenler, her türlü kirli sanayiye yol verenler, bunları yok farz ederler. Vatandaş da yavaş yavaş öldüğü için vaziyeti çakozlamaz, ecel der geçer.
            İlkel, vahşi kapitalizm, para hırsıyla her alana saldırır, ilkel ve vahşi olduğu için, işçi onun gözünde makinadan bile değersiz bir üretim aracıdır. İlkel ve vahşi kapitalizmde eğitim sistemi dökülür, kalan sağlar arasından birkaç kişi güç bela çıkar. Öyle olunca, matematik, fizik, kimya olmayınca teknoloji de üretilemez. Teknoloji üretmek, nitelikli bir eğitim ve onu teknolojiye çevirebilecek donanımda kaliteli insan ister.
            1950’de biz her alanda Güney Kore’den önde olmamıza rağmen, ‘bize plan değil, pilav lazım’ diyen sağ partiler elinde bugüne geldik. Eski sağcılar da kör-topal bir kalkınma anlayışı vardı, bu çapsız, kifayetsiz muhterisler de ise, ayakkabı kutusu sevgisi var, o kadar…

            İşte, 1950’den beri eğitimin ve donanımlı insanın önemini anlayamadığımız için, bugün Kore’nin dünya çapında dört marka şirketi varken bizim hiç yok. Bizim sermaye kesimi enerjinin önemini bile son 10-15 yılda anladı. Enerji ithal, yani fiyatıyla birlikte bağımlıyız, bunu çözmek için kafa yoran olmadı. Teknoloji üretemiyoruz, Ar-Ge yok, onu da dışarıdan satın alıyoruz, adam doğal olarak eski teknolojiyi sana veriyor. O teknoloji ile ürettiğin maldan para kazanman ucuz işçilik olmasa normal şartlarda mümkün değil.
            Enerji dışa bağımlı, teknoloji dışa bağımlı, ne kaldı geriye? İşçilik… İşte bu yüzden ucuz işçilik en önemli kar getiren girdi. O yüzden, işveren ilkel ve vahşi yöntemlere başvuruyor. İşçiyi savunacak örgütlü güç olması gereken sendikalar, yöneticilerinin çapsızlığı, keyfiliği yüzünden süt dökmüş kedi… O zaman vur abalıya…
            Madende yanarak ölümler, boğularak ölümler, asansörde yere çakılanlar, 25 kişilik minibüse 42 kişi bindirilenler… İş kazalarında Avrupa’da birinci Dünya’da üçüncü olursun… Niye? Bakan daha geçenlerde "biz keşif ve icat yapamayız" bir başka deyişle bilim üretemeyiz ara eleman yetiştiririz dediğinde olayı anlamadın ve karşı çıkmadığın için…
Sonra gelsin kaza, takdir-i ilahi, doğal afet palavraları… Hiç mi düşünmezsin, başka ülkelerde niye bu kazalar olmuyor diye. Düşünmezsin, düşünemezsin çünkü seni düşünmeye sevk eden bir eğitim olsaydı, onlardan hesap sorardın.

            Bütün olan bitenler, senin uyanmaman için, uyanırsan onlar kaçacak delik arayacaklar. Durum böyle de, Nazım’ın dediği gibi senin hiç mi suçun yok be kardeşim?

0 yorum:

 

Pazarköy