Bir
ülke vatandaşlarının oylarıyla çöküyor… Vahşi doğada sağlıklı hiçbir hayvan,
tehlike karşısında tepkisiz kalmaz, tehlikeyi fark ettiğinde, diğerlerini de
kendi yöntemleriyle uyarır. Ama insan denen iki ayaklı hayvan, tehlikeyi fark
etmez, sebebi kumar mantığıdır, kötü olaylar başkaları içindir. Savaş da, kaza
da, salgın hastalıktan ölüm de bizim için değildir, başkaları içindir.
İnsanların böyle düşünmesi için eğitim sistemi düşünen değil, biat eden insan
yetiştirmeye odaklıdır. Bu yetmez, televizyonlar, basın hepsi olayları tesadüf,
kaza gibi göstermek için bangır bangır yayın yaparlar.
Bu
yüzden birileri Soma’da yanarak, Ermenek’de boğularak, asansörde çakılarak,
yaya üst geçidinde kamyon çarpmasıyla ölür. Bunların hepsi ya kazadır, ya da
tesadüf…
Deprem’de bile Japonya’da
yıkılmayan bina, burada niye yıkılıyor, diye sorgulama yapılmaz.
Takdir-i İlahi denir, geçilir.
Devlet,
devlet olmaktan çıkmıştır, denetlemez, görmez, duymaz. Cinayetler işlendikçe,
Kızılay’ın çorba yapan, arabalara monte mutfakları ve pansuman çantalarıyla
Devlet cinayet mahalline çıkagelir. Katil, olay mahallinde yoktur. Bir türlü de
bulunamaz, trafik canavarı gibi soyut birşeydir, katil. Ara ki bulasın…
Cumhurbaşkanı’nın
kaçak sarayda oturduğu bir ülkede, her şey kaçaktır aslında. Organize
cinayetler ülkesinde çürüme kokusu sınırları aşmış, Avrupa’dan bile
duyulmaktadır. Bir tek bizim yurttaşlarımız, paralize oldukları için, olan
biteni duymamakta, görmemekte ve bilmemektedir. Kutsal kitaplar böyle
durumlarda uyardık, ama yoldan çıkmıştınız, hiçbir şeyi gözünüz görmez olmuştu
der ve sonra Tanrı’nın gazabını anlatır.
Biz
ise, kendi belamızı kendimiz hazırlıyoruz, aklın ve bilimin terk ettiği yerlere
felaketler gelir. Bunlar daha başlangıç, gerisi daha kötü…
0 yorum:
Yorum Gönder