MOĞOLLAR VE AKP


Özel yaşamlara ve aile yaşamına müdahale etmeyi kendine hak gören, tek tip birey ve tek tip bir gençlik yaratmayı amaçlayan, fetvayı, yasaların üstünde gören, toplumsal sorunlara bilimsel değil, dinsel referanslarla çözüm arayan, tüm kamu kurumlarında hızla kadrolaşan ve bir DİN DEVLETİ yaratma hayalini adım adım uygulayan AKP’nin baskıcı ve antidemokratik müdahaleleri Anayasayı ve tüm yüksek yargı kurumları kararlarını açıkça ihlal etme boyutuna ulaşmıştır...
Bizler, din bezirganı iktidar ve siyasetçilerin, laik devleti ortadan kaldırmalarına asla rıza göstermeyeceğimizi; laik ve demokratik Cumhuriyetten, Atatürk ilke ve devrimlerinden asla ödün vermeyeceğimizi din devleti kurmaya kalkışanların, halka hesap vermesi için çalışacağımızı kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.”
Bir zamanlar televizyon ekranlarında laiklerle “laikçi” diye kahkahalar atarak dalga geçen yalaka ve entel bozuntularının artık sesi çıkmıyor. Çünkü laiklik elden gidiyor diyen aydınlar haklı çıktı. Çağdaş dünya ölçüleri bu ülkede terkediliyor. Aydınlık ve çağdaşlığa inanan herkesin, laiklik bayrağının bir köşesinden tutması gerekiyor...


1287-1288 kışında düzenlenen bir tören sırasında, İngiltere Kralı 1. Edward tahtından inerek, Moğol İmparatoru Kubilay Han’ın gönderdiği elçi Rabban Bar Sawma’yı karşılamıştı.
Rabban Bar Sawma bir Hıristiyan rahibiydi. Rahip Kubilay Han’ın başkentinden yola çıkmış; Bağdat ve Kudüs’ten sonra Bizansa uğramış ve nihayet 11.000 km yol kat ettikten sonra Kralı Edward’ın sarayına ulaşmıştı.
Moğol İmparatorluğu’nun her yerinde dini özgürlükler konusuna çok önem verildiği için, Rabban Bar Sawma Avrupa’ya ulaştığında tek bir dinin hakim olduğunu görünce çok şaşırmıştı. Özellikle de dini liderlerin halkın üzerindeki politik gücünü çok garip karşılamıştı. Kendisi de bir Hıristiyan’dı ve hakim dinin Hıristiyanlık olmasına sevinmişti, fakat oradaki din, çok sayıda dinin geliştiği fakat kendilerinden önceki imparatorluğun ihtiyaçlarını karşılama zorunluluğu olan Moğol İmparatorluğu’yla tamamen zıtlık taşıyordu.
Yalnız şunu hatırlatmak gerekir ki, o zamanlar doğu, Uluğ Bey’in yıldız haritaları yaptığı, kağıt, matbaacılık, barut, ateşli silahlar ve pusulanın kullanıldığı bir devirdi.
Moğol fikir ve politikalarının kışkırtıcı yapısı, 1440 yılında “Bilge Cehaleti Üzerine” adlı denemesi Avrupa Rönesansının başlangıcı kabul edilen Alman Nicolus Cusa’nın çalışmasında net bir şekilde görülmekteydi. 1453’te yazdığı “Barış İnancı Üzerine” uzun denemesinde, onyedi ulus ve dinin temsilcileri arasındaki hayali konuşmaları sunmuştu. Şöyle ki: "Tatar temsilcinin kendi ulusundan, diğerlerinin üzerinde tek bir Tanrı'ya ibadet eden çok sayıda sıradan insandan oluştuğu şeklinde söz etmesi, onlarla birlikte tek Tanrı'ya ibadet eden ancak çok çeşitli dinsel törenleri olan diğerlerini şaşırtmıştı. Bazı Hıristiyanların, tüm Arapların ve Yahudilerin sözde, günahlarından arındıklarına inandıkları, bir kısmının alınlarına bir işaret konulduğu, bazılarının da vaftiz edildiği geleneklerle alay etmişlerdi." Cusa aynı zamanda Hıristiyan dini törenleri ve teolojisine karşı Moğolların sergiledikleri şaşkın ifadesinden söz etmekteydi, özellikle de Hıristiyanların ekmek ve şarap sundukları ve bunun İsa'nın bedeni ve kanı olduğunu söyledikleri kurban etme törenine oldukça şaşırmışlardı.

Tartışmadaki hayali Tatar dünya dinleri arasıdaki tehlikeli düşmanlığı kınarken, Fransız elçisine Mengü Han'ın sözlerini aynen tekrar etmişti: "Tanrı’nın emirlerini yerine getirmek çok güzel. Fakat Yahudiler bu emirleri Musa'dan, Araplar Muhammed'den, Hıristiyanlar ise İsa'dan aldıklarını söylüyor. Belki de ilahi emirleri peygamberlerinin ellerinden aldıklarını iddia eden başka uluslar da bulunmaktadır. Peki bu şekilde nasıl bir anlaşmaya varacağız?" Bu soruya karşı sunulan Moğol cevabı: Dini uzlaşmanın, ancak tüm dinleri devlet gücüne tabi kılarak başarılabileceğidir.

0 yorum:

 

Pazarköy