KEYFİ GÜÇ VE YASAMA HİLESİ

Yazının başlığındaki keyfi güç ve yasama hilesi terimleri Avrupa İnsan Hakları Mahkesi’nin (AİHM) iki kararında yer almış ifadeleredir. Akepe’nin son zamanlarada hukuku aşırı zorladığı, bu zorlamaların Anayasa ihlali boyutlarına vardığı bilinen bir gerçektir.
Başbakanın, “milli iradeyi” TBMM’nin tekbaşına temsil ettiği yönündeki çarpıtmasıyla durum daha da vahim bir hal almıştır. İşlerine geldiğinde kullandıkları Avrupa normları bakalım bu konuda ne diyor?
Golder davası, hapis cezasını çekerken, olaylara katılmakla ilgili olarak kendisini suçlayıcı ifadelere karşı, iftira nedeniyle hukuk davası açmak istediğini ve bunun için bir avukatla görüşmek isteği kabul edilmeyen bir mahkum tarafından İngiltere’ye karşı açılmıştır.


AİHM, cezasını çeken mahkumuun avukatla görüşme isteğinin kabul edilmemesini hukuk devleti ilkesine aykırı bulmuş; bu tip davranışların keyfi bir gücün yaratacağı tehlikeyi içinde barındırdıklarını; uluslararsı hukukun genel prensipleri ve sözleşmenin özünde bulunan hukukun üstünlüğü kavramına aykırı olduğuna karar vermiştir. Daha önceki bazı kararlarına atıf yaparak; bunun , çok ciddi sonuçlara sebep olabileceğini belirtmiştir.
In the case of Stran Greek Refineries and Stratis Andreadis v. Greece davasında; AİHM, kararının 42 -50 paragraflarında hukukun üstünlüğü ve hukuk devletini yorumlamıştır.
25 Mayıs 1987’ de dava Yunanistan temyiz mahkemesinde iken; röportör yargıç tarafından başvurucular lehine olan mütala taraflara gönderildikten sonra, Yunan Parlementosu bir yasa (Law no. 1701/1987) kabul etmiştir. Bu yasaya gore, askeri rejim döneminde yapılan imtiyazlı sözleşmelerde bulunan hakem klozları dahil, bütün klozlar yürürlükten kaldırılmış (iptal) hakem kararları geçersiz sayılıp, iptal edilmiştir. Yasa aynı zamanda bu sözleşmelerin sona erdirilmesinden kaynaklanan iddiaların zamanaşımına uğradığı hükmünü getirmiştir. 16 Mart 1989 da Yunan temyiz mahkemesi genel kurul halinde toplanmış ve yasanın anayasaya uygun olduğuna karar vermiş; dosyayı 1.Dairesine iade etmiştir. 1.Daire de 4 Kasım 1986 da verdiği kararla istinaf mahkemesinin başvurucular lehine olan kararını bozmuştur. (Temyiz başvurusu hükümet tarafından yapılmıştır.)
AİHM, bu davayla ilgili kararının 42. paragrafında, çıkarılan bu yasayla mahkemelerin yargı yetkisinin etkin bir şekilde ellerinden alındığını; davanın uygun şekilde yargılamasının yapılmasının engellendiğini; bu tip bir müdahalenin Golder kararında ki ifadeyle “keyfi bir güç tehlikesini içinde barındırdığı; uluslararsı hukukun genel prensiplerine ve sözleşmenin özünde bulunan hukukun üstünlüğü kavramına aykırı olduğunu belirtmiştir. Devlet taraf olduğu bir davanın sonucunu yasama yoluyla belirlemiştir. "Legislative legerdemain" Yasama hilesi davanın tümünde silahların eşitsizliğine sebep olmuştur.
Görüldüğü gibi mahkeme her iki kararında hukuk devleti ilkesini ihlal eden aykırılıkları saptamış ve bunları bir davada “keyfi güç” diğerinde ise “yasama hilesi” olarak nitelemiştir.
Hükümetin, Anayasa mahkemesinde görülmekte olan; yürütülmesinin durdurulması kararı verilmiş, Cargill yasasını (31.1.2007 günlü, 5578 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 6. maddesiyle 3.7.2005 günlü, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu’na eklenen geçici 3. maddesi) TBMM’den tekrar geçirmesi açıkça anayasa ihlalidir. Bu yasa tekrar çıkarıldığı taktirde, Anayasanın egemenlik, kuvvetler ayrılığı, hukuk devleti ilkeleri ve bazı hükümleri açıkça çiğnenmiş olacaktır. Çünkü Anayasa Mahkemesi’nin içtihadını aşmak için (yürülüğün durdurulması) veya mahkeme kararlarının etkisiz hale getirilmesi için yapılacak değişiklik (Cargill olayında Anayasaya aykırı, aynı yasanın ikinci defa çıkarılması) Anayasa ihlalidir.
Bu durumda üstünlük Anayasa’da iken parlementoya geçmiş oluyor. Yasama yetkisi sınırsız değildir ; Anayasaya ve Meclis İçtüzüğüne uygun olmak zorundadır. Türk Ceza Kanunu’na göre, suçtur. TCK m.309, Anayasayı ihlâli başlığı altında bu konuyu düzenlemektedir
MADDE 309.(1) Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar.
Prof. Dr. Doğan SOYASLAN Anayasa'nin Ceza Normlari Tarafindan Korunmasi T.C.K.’Nun 146 Maddesi, Anayasa Yargisi Dergisi, Cilt No:10, makalesinde, bunun yasama dokunulmazlığı kapsamında olmadığını şöyle açıklıyor :
“Anayasanın açıkça ihlali halinde yasama sorumsuzluğunun veya dokunulmazlığının parlamenterin cezalandırılmasına engel olacağı düşüncesi ileri sürülebilir.Bu düşünce geçerli değildir.Eğer parlamenterlere Anayasayı ihlal yetkisi tanınırsa hukuk düzeni kendi kendini inkar etmiş olur.Ayrıca böyle bir düşünce parlamentere Anayasanın da üstünde yetki tanımak anlamına gelir.Bunun anlamı kraliyet yetkilerinin parlamenterlere geçmesidir.Oysa her kurumun yetki ve görevleri Anayasa, içtüzük ve kanunlarla belirlenmiştir. Hiç bir kurum kanunların üstünde değildir. Herkes kanunlarla bağlıdır. Parlamentere düşen Anayasaya aykırı kanun yapmak yerine önce Anayasayı değiştirmektir.Bugünlerde Türkiye Cumhuriyeti bunun güzel bir örneğini yaşamaktadır.” (s.81)
Bir yabancı firmayı kurtarmak için, şimdiye kadar inatla izlenen yol ve yöntemler utanç vericidir ve tam bir hukuk katliamıdır. Cargill yasanın ikinci kez çıkarılması ise Anayasayı tebdil ve tağyirdir. İzlenen yöntemler, bu yolu tutanları hukuk devleti ilkesine aykırı eylemlerin odağı haline getirir ve ayrı bir dava konusu olur. Çünkü aynı yasanın ikinci kez kabulü, Anayasa’nın değiştirilemez ilkelerinden hukuk devleti ilkesi ihlalidir ve bu ilkeye aykırı eylemler de temelli kapatma nedenidir. Bu konuda ısrarcılığın çok vahim sonuçları olabilir…

0 yorum:

 

Pazarköy